Obezite cerrahisi hakkında merak ettikleriniz

Obezite cerrahisi hakkında merak ettikleriniz


Son zamanlarda cerrahi yöntemlerle zayıflayanların haberleri dikkat çekiyor. Her yolu deneyip kilo veremeyen pek çok insan son çare olarak ameliyat masasına yatıyor. Zayıflamak isteyenler için sitemiz Obezite Uzmanı Op. Dr. Murat Üstün, obezite cerrahisi hakkında ayrıntılı bilgiler veriyor.

“Obezite Cerrahisi Ne Demektir?

Tıbbi adıyla bariatrik ve metabolik cerrahi de denebilir. Bu cerrahi türü, aşırı kilonun tedavisi amacıyla uygulanan bir takım ameliyatları içerir. Bunlar temelde sindirim sisteminde bir takım değişiklikler yapılan ameliyatlardır. Günümüzde tümü laparoskopik, yani kapalı yöntemlerle, karnı açmadan gerçekleştirilebilmektedir.

Obezite Cerrahisinde Ne Tür İşlemler Yapılır?

Obezitenin en önemli nedeni aşırı kalori alumina yol açan fazla gıda tüketimidir. Vücutta belli bir oranın üzerinde yağ biriktiğinde, metabolizma tamamen sarsılır ve doyma noktası giderek yükselir. Bu cerrahi türünü uyguladığımız hastalarımızın tamama yakını kendi tarifleriyle “çatlayana kadar” yemek yiyen ve ancak o noktada doyduğunu hisseden hastalardır.

Obezite cerrahisi kapsamına giren operasyonlarda biz temelde iki işlem yaparız. Bunlardan biri, mide hacmini küçültmektir. Normalde 1-1.5 litre alan bir mideyi 100 ml alır hale getirdiğinizde, hastanın çok küçük miktarlarda gıdayla doymasını sağlarsınız. İşte obezite cerrahisinin diğer metodlara üstünlüğünü sağlayan da bu doyma hissidir. Çünkü, ister diyet olarak adlandırın, ister sağlıklı beslenme, hastaya önerilen tüm metodlar açlık ve doymama hissi yüzünden başarısız olmaya mahkumdur.

Yaptığımız diğer işlem ise, bazı ameliyat türlerinde, mide ile ince barsak arasında yeni bir geçiş oluşturarak, gıdaların sindirildiği barsak uzunluğunu kısaltmaktır. Burada herhangi bir barsak bölümü çıkarılmaz, sadece mideden gelen gıdaların, ince barsağın 1.5-2. Metresine bağlanmasıyla emilimi azaltılır.

İlk grup ameliyatlara kısıtlayıcı (restriktif), ikinci gruba ise emilim azaltıcı (malabsorbtif) ameliyatlar deriz.

 Obezite Ameliyatlarının Türleri Nelerdir?

Kısıtlayıcı grupta sayılabilecek ilk metod laparoskopik ayarlanabilir silikon mide bandıdır. Türkiye’de daha çok mide kelepçesi olarak bilinir. Bandın ilkel türleri ilk kez 1978’de yerleştirilmiştir. 1992’de ise ilk kez laparoskopik band takılmıştır. Yani oldukça eski bir metoddur. Halen dünyada en çok uygulanan obezite cerrahisi yöntemi olup, tüm dünyada sadece bir band markasının 350.000 civarında bandı takılmıştır.

Bu yöntemde yemek borusu-mide bileşkesinin hemen altından, silikondan üretilmiş bir band geçirilerek kilitlenir. Böylece, bandın üstünde ufak bir mide cebi kalması, gıdaların bu bandın sıkıştırdığı aralıktan yavaş şekilde akması sağlanır.

Bu yöntemle hastanın yemek yeme alışkanlıklarını değiştirmedeki motivasyon ve uyumuna bağlı olarak ayda 4-6 kilo gibi bir kayıp beklenebilir. Sorun yaşanmadıkça band ömür boyu kalabilir.

Bu grubun ikinci ameliyatı ise laparoskopik sleeve gastrektomi ameliyatıdır. Daha çok tüp mide olarak bilinir. Burada mideye herhangi bir aparat veya tüp takılmamaktadır. Midenin geniş bölümü, % 85’lik bir kısmı kesilerek çıkarılır. Geride kalan mide ince bir tüpe benzediği için ameliyata tüp mide denmektedir.

İlk kez 1993’de büyük bir ameliyatın ilk basamağı olarak kullanılmıştır. Daha sonra etkili bir metod olduğu görülerek tek başına kullanılmaya başlanmıştır. Bu ameliyatın hacim kısıtlamak dışında, metabolik ve hormonal bir takım etkileri de olduğundan, mide bandından daha kuvvetli etkili bir ameliyattır.

Diğer, yani emilim azaltıcı grubun en bilinen ameliyatı ise gastrik bypasstır. Bu ameliyatta mide küçültülür. Küçük mide cebi ince barsağın alt seviyesine birleştirilir. Bundan amaç gıdaların, yağ ve kalori içeriğinin bir kısmının emilmeden atılmasını sağlamaktır.

Bu grup ameliyat, şeker, tansiyon, kolesterol yüksekliği gibi obeziteye bağlı metabolik hastalıklar üzerinde en güçlü etkiye sahiptir.  Diğerlerindeki gibi zayıflamayı beklemeden kan şekeri düzene girer, tansiyon düşer ve kandaki yağ düzeyleri normal seviyelerine geriler. Kan şekeri 450 civarında seyreden, diyabetik ayak, böbrek problemleri ve oluşmuş hastalarımızın ameliyattan sonra insulin ve tansiyon ilaçlarını kullanmayı bırakmaları sıkça gördüğümüz tablolardandır.

Bu Ameliyatlar Çok Zahmetli midir?

Günümüzde teknolojideki gelişmeler sayesinde tüm bu ameliyatlar karın açılmadan, sadece 4-5 adet en büyüğü 1 cm kesilerden gerçekleştirilebilmektedir. Bu sayede hastaların ameliyat sonrası konforu çok artmıştır. İlk gün ameliyat sonrası ufak sıkıntılar geçtikten sonra, hasta 4-5. Saatte yürümeye başlar. 2. Gün sıvı beslenmeye başlar. Çoğu hastamız 3. Günde taburcu olarak evlerine dönebilirler.

Çalışma hayatına dönmeye gelince, üst düzey yönetici bir hastamızın Cuma günü ameliyat, Pazar günü taburcu olduktan sonra, Pazartesi işinin başına döndüğünü söylemek yeterli olacaktır. Kısacası, hasta en fazla 5-7 gün içerisinde normal hayatına dönebilmektedir.

Peki Bu Ameliyatlar Çok mu Risklidir?

Ülkemizde ne yazık ki obezite cerrahisi adeta Bermuda Şeytan Üçgeni gibi bir algıya sahiptir. Şu anda ülke çapında birçok merkezde yılda binleri geçen ameliyat gerçekleştiirlmekte ve bu hastalar sağlıklı kilolarına kavuşmaktadır. İnternette, sosyal medyada oluşturduğumuz Obezite Destek gruplarında hergün onlarca başarı öyküsü paylaşılmaktadır. Buna ragmen, obezite cerrahisi denince akla halen yıllar once gerçekleşen ölümler, hasta kayıpları gelmektedir.

Bu yanlış algılama maalesef meslekdaşlarımız için bile geçerlidir. Aşırı kiloya bağlı tansiyon, şeker hastalığı, eklem problemleri gibi birçok rahatsızlıktan muzdarip hastalara bile, obezite cerrahisini sorduğu meslekdaşlarımızca “Yoo, çok tehlikeli” cevabı verilmektedir. Bunun tek nedeni okuma alışkanlığımızın olmaması ve bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın kolaylığıdır.

Obezite cerrahisinin hayat kaybı riski diğer birçok büyük cerrahi yöntemden düşüktür. Kaldı ki, obez hastaların geçireceği her cerrahi girişim zaten aynı riski taşımaktadır. Obezite cerrahisine tehlikeli diyen cerrah arkadaşlarımız, aynı hastaya safra kesesi ameilyatı yapmaya çekinmemektedir. Bu da obezite cerrahisi hakkında bilgi eksikliğinin bir göstergesidir. % 1 civarında risk kabulü ile, hastanın ortalama yaşam beklentisinde 12 yıl artış, hemen bütün metabolik hastalıklarda düzelme, yaşam konforunda yüzde yüz artış maalesef ön yargılarla engellenmektedir.

Morbid obezite denilen, hastalıklara yol açacak şiddette şişmanlık probleminde diğer tüm tedavi yöntemlerinin uzun vadede başarısız olduğu kanıtlanmıştır. Bu bir iddia değil, bilimsel bir gerçektir. Biz bariatrik cerrahlar, diyetisyenlere hiçbir zaman “siz hastayı zayıflatamazsınız” demiyoruz zaten. Sadece, “morbid obezite aşamasına gelmiş bir hastada kalıcı, hatta uzun süreli kilo kontrolü sağlayamazsınız” diyoruz. Ameliyat ettiğimiz tüm hastaların, bütün ünlü diyetisyen ve akupunkturcularla yıllarca uğraştıktan sonra ameliyatı seçen hastalar olması da sanırım bizi haklı çıkarıyor.”

DİĞER HABERLER

Murat Üstün

Murat Üstün

Genel Cerrahi & Obezite ve Metabolizma Cerrahisi Uzmanı

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir